MAKALE | ANNE BENİ BIRAKMA OLUR MU?






ANNE BENİ BIRAKMA OLUR MU?

“Çocuğum sürekli çok endişeli, ‘Aman anne kendine dikkat et, sana bir şey olmasın.’ ya da ‘Babam neden geç kaldı bir şey mi oldu acaba?’ şeyler söylüyor. Beni de hiç yalnız bırakmamaya ve her yere benimle gelmeye çalışıyor.”

“Başlarda korktuğunu söyleyerek bazen bizim yatağımıza gelirdi, biz de bizimle uyuması için yanımıza alırdık. Zaman geçtikçe bu durum sıklaşmaya başladı. Korktuğunu söylediği gecelerin sıklığı arttı ve yalnız uyuduğunda kabuslar görmeye başladı. Onu tek başına uyumaya ikna edemiyoruz.” 

“Bir gün başının ağrıdığını, bir gün çok ateşi ve halsizliğini olduğunu, bir gün midesinin bulandığını söylüyor ve her gün onu okula gitmeye ikna etmek zorunda kalıyorum. Okula gittiği zamanlarda ya kaçıyor ya da yine hastalık bahanesiyle eve gelmeye çalışıyor. Devamsızlığı çok fazla, ne yapacağımızı bilmiyorum.” 

Yukarıdaki ifadeler, çocuklarında ayrılma kaygısı bozukluğu olan ebeveynlerin şikayetlerinin bir temsilidir. Peki, ayrılma kaygısı bozukluğu nedir? Belirtileri nedir? Neden kaynaklanır? Tedavi edilebilir mi? Eğer yukarıdaki danışan ifadeleri size de tanıdık geliyorsa, belirtilen sorulara cevap verecek bu yazıyı okumak sizler için iyi bir başlangıç olacaktır. 

Ayrılma kaygısını bozukluk olarak ele almadan önce her ayrılma kaygısının anormal olmadığını belirtmekte yarar var. Çoğu zaman bu doğal bir durumdur. Eğer bizim için önemli ve değerli olan bir şeye bağlanırsak, bir miktar da olsa hepimiz onu kaybetme kaygısını taşırız. Çocuklar söz konusu olduğunda bağlandıkları ilk ve en önemli birey, onlara bakım veren anne ve babalarıdır. Kendilerini onların yanında güvende hisseder, özellikle 0-3 yaş döneminde, anne babayı bir kalkan gibi kullanarak dünyayı öğrenmeye çalışırlar. Bu kalkanın ortadan kalkması ise çocuk için güvensizliktir ve doğal olarak yalnız olmaktan kaçınırlar. Örneğin 4 yaşında bir çocuk için de, annesi onu bir yabancıyla bırakıp gittiğinde ağlaması doğal karşılanabilir. Çünkü çocuğun kaygısı ve tepkisi yaşına uygundur ve mantıklıdır. Mantıklıdır çünkü kendini savunamayacak bir durumda, güvendiği kişiden ayrılmış ve yalnız kalmıştır. 

Ayrılma kaygısı bozukluğu ise; çocuğun, bağlandığı kişilerden ayrılmaya ilişkin yaş düzeyine uygun olmayacak ölçüde aşırı korku ve endişe duymasıdır. Ayrılmaya ilişkin korku ve endişeler derken, aşağıdaki belirtiler kastedilmektedir: 

Anne babadan ayrılmaya sebebiyet verecek bir olay yaşama korkusu (boşanma gibi)

Evden okula gitmeyi reddetme

Anne babanın olmadığı herhangi bir yerde kalmaktan aşırı sıkıntı duyma

Anne babadan ayrı uyumayı reddetme

Ayrılık konulu rüyalar görme

Ayrılmayı engellemek için fiziksel şikayetlerde bulunma (Anne işe gitmesin diye hasta taklidi yapma)

Yukarıdaki belirtilerin en az 3 tanesinin, en az 1 ay boyunca gözlemlenmesi gerektiği unutulmamalıdır. 

Çocuklarda bu bozukluğun ortaya çıkmasındaki temel neden çevresel şartlardır. Yani herhangi bir genetik, sinirsel, biyolojik bir bozukluktan ziyade aile, çocuğun diğer yakın çevresi ve sosyal yaşamı buna sebebiyet verir. Okul değiştirme, boşanma, taşınma, göç etme, anne ve babadan birinin kötü bir hastalık geçirmesi, anne ve baba kavgaları, boşanmanın sık sık dile getirilmesi, anne ve babanın çocukla iletişimi, doğal afet görme, kaza yaşama, çocuk ihmali gibi türlü sebeplerle ortaya çıkabilmektedir. 

Ayrılma kaygısı, MÜDAHALE EDİLDİĞİ TAKDİRDE ORTADAN KALDIRILABİLEN BİR BOZUKLUKTUR. Bu bozukluğu yaşayan ama tedavi için başvurulmayan çocuklarda yaşla birlikte ayrılma kaygısına ilişkin bir miktar azalma olabilse de ergenlik döneminde okul reddi ya da üniversiteye gitmeme, yetişkinlik yıllarında evlenememe, aileyle birlikte yaşama, romantik ilişkilere girmekte zorluk çekme gibi sorunlara bürünebilir. Bu nedenle en sağlıklı müdahale, henüz sorunların çok karmaşık olmadığı ve nedenleri belirlemenin daha kolay olduğu çocukluk yıllarında yapılandır. 

Bozukluğun çok sayıda olası nedeni ve bireye özgü olması, tedavinin de çocuğa ve aileye özel olmasını gerekli kılmıştır. Genel olarak tedavi sürecinin ilk aşaması çocuğun hangi spesifik kaygılara sahip olduğunun, bunların hangi sorunlara yol açtığının, neden kaynaklandığının ortaya çıkarılmasıdır. Ebeveynle görüşmenin yanında bu aşamada resim yaptırma, oyun oynama, çocuğun kaygı ve duygularını ifade edebilmesi için teşvik etme gibi yollar kullanılabilir. Tedavi süreci boyunca çocuk merkezdedir. Ebeveynlerden beklenen de terapistle işbirliği yapmasıdır. Ancak çocuğun yaşı küçüldükçe ebeveynin rolü artabilir ve terapist daha çok veliyle çalışmaya yönelebilir. 

Kaygının kaynağına ilişkin farkındalığın artmasının ardından, uygun müdahale seçilir. Örneğin, gece odasına bir yabancı ya da canavar girer diye korkup yalnız yatamayan bir çocuk için, belli aşamalardan oluşan bir davranış değiştirme programı belirlenip bunun uygulanmaya başlanması sağlanır. Bunun yanında çocuğun, yalnız uyumama davranışına neden olan korkusunun, duygu ve düşüncelerinin ifade edilmesi, bunların çocukla tartışılması, mantıksız inançlar ve düşüncelerin mantıklı olanlarla değiştirilmesi sağlanabilir. 

Bizim kültürümüz, çocukların böyle bir bozukluk yaşaması için uygun bir zemin hazırlıyor. Çünkü çocuklarımızı yaramazlık yaptığı zaman öcülere ya da dilencilere vermekle, otobüste bırakıp gitmekle tehdit ediyoruz. Onları gözümüzden sakınıyor ve tek başlarına bir şeyler yapmaya ve cesaretlendirmeye teşvik etmiyoruz. Aksine “Benim evladım çok düşkündür bana.” diye keyifleniyoruz. Karşıdan karşıya elimizi tutup yürüyerek geçmesine izin vermeyip kucağımıza alarak geçiriyoruz. BEN OLMAZSAM BAŞINA BİR ŞEY GELİR düşüncesini onlara aşılıyoruz. Bazen bunları fark etmek, çocukla doğru iletişim kurmak ve müdahale edebilmek tek başınıza kolay olmayabilir. Ancak ayrılma kaygısının tedavi edilebildiğini, ne sizin ne de çocuğunuzun böyle yaşamak zorunda olmadığını bilmelisiniz.


Uzm. Psikolojik Danışman İsa Özgür ÖZER